ultraslan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ultraslan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Haziran 2018 Salı

Burada kalmıştık...



En fazla şampiyonluk yaşayan takım konumundaki Galatasaray 21. kez mutlu sona ulaştı ve arkadakilerle farkı biraz daha açtı. Hiç kuşkusuz ligin en iyi top oynayan ve en heyecan verici takımı oldular. Lige Dursun Özbek başkanlığında ve Igor Tudor yönetiminde fırtına gibi giriş yapan ardından önce Fatih Terim ve Mustafa Cengiz ile son bulan değişim takıma olumlu katkı yaptı ve sürpriz yaşanmadı.

Fatih Terim evine geri döndüğünde sonradan Türkiye’nin en çok etkileşim yapan tweet’ini gönderdiğini öğrenecektik. Her yaptığı olay olan ülkenin en iyi teknik adamının bu yönüyle de tarihe geçmesi enteresan oldu.


Futbolcuların Aslantepe’de farklı oynadıkları kesin, deplasmanda ise heyecanı sağlamaya çalışan görevliler sayesinde üst üste gelen mağlubiyetler güvensizlik yarattı ama son haftalarda hataya mahal vermediler. Bafetimbi Gomis attığı 29 golle hem gol kralı hem en fazla gol atan yabancı futbolcu hem de en fazla kral çıkartan kulüp Galatasaray oldu, bir futbolcu ligi ancak bu kadar domine edebilirdi! Fernando Muslera teknik heyet değişikliğinden sonra Taffarel ile çalışmaya başladı ve başarıda önemli pay sahibi oldu. Garry Rodrigues bir açıldı pir açıldı, geçen seneki Bruma’yı neredeyse aratmadı ve benzer bir transfer yapmasına kesin gözüyle bakıyorum. Sinan Gümüş şapkadan çıkarttığı 2 mucize golle hepimizle tekrar barıştı. Sofiane Feghouli ilk maçında attığı olağanüstü golle şampiyonluğun habercisi gibiydi. Younes Belhanda Sneijder sonrası geldiği için işi çok zordu, gösterişsiz oynadı ama bence faydalıydı. Maicon Rogue ligi başladığı gibi bitiremedi ama ilk yarıda yaptığı katkı çok iyiydi. Serdar Aziz şampiyonlukta gizli kahraman olarak gözüktü. Takımda en beğendiğim isim Fernando Reges ise kendine yakıştırılan “general” lakabının karşılığını çok iyi verdi, ben bu topraklarda bu kadar iyisini görmedim! Mariano Filho belki bizleri en rahatlatan oyuncu oldu, yıllarca servet döktüğümüz bölgeye yaptığı katkı ve formu ile Martin Linnes’i hep hazır tutması harika sonuç verdi. Ryan Donk kulüpte görevinin top oynamak olduğunu hatırladı ve biraz olsun borcunu ödedi. Jason Denayer bana göre son haftalarda en iyi formunu sergiledi, bunun üzerine çıkacağını sanmam! Yuto Nagatomo ise kısa sürede büyük işlere imza attı ve herkesi kendisine hayran bıraktı.  Tolga Ciğerci, Selçuk İnan, Eren Derdiyok, Yasin Öztekin, Ahmet Çalık ara ara yaptıkları katkılar ile 21’de söz sahibi oldular.


Hakemler diğer zirve takımlarının puanlarına katkı yaparken bizim iç sahada tulum çıkartmamıza maalesef müsaade etmediler. Özellikle deplasman maçlarında yaşadığımız sorunların baş aktörleri oldular.

Son söz büyük taraftara! Ultraslan’ı eleştirdiğim günler oldu ama bu sene yaptıkları açıklamalar ve verdikleri destekle kulübe resmen el koydular, kupanın bir kulpu futbolcular ve teknik heyette ise diğer kulp kesinlikle taraftarda idi. Gerek ortalama seyirci sayısında (40.778) gerekse kombine satışında (28.896) zirveyi bırakmadılar.


Seneye yine evimizdeyiz yani Şampiyonlar Ligi, bütçe kısıtlaması ile işimiz zor ama umutsuz yaşanmıyor!

20 Ocak 2011 Perşembe

Önemli!


Fenerbahçe taraftar grubunun bu girişimi önemli; takdire şayan, tebrikler!

Ultraslan, orda mısın?

18 Kasım 2010 Perşembe

Ultraslan!


Tanju'nun Samsun'da olduğu sene başladı tribün maceram, yeni açıkta. Bir kaç yıl orada devam ettikten sonra kapalı alt ve çok kısa süre kapalı üstte yer aldım. Sonra patronların gitmediği maçlarda numaralıya geçiş ve modernleşen kapalı altta son nokta.

Bir yaz günü akşam üzeri 17.00'de oynanacak maçtan 3-4 saat evvel çekirdek çitliyoruz. Birden bana yakın kapıda büyük bir hareketlenme oldu. Büyük bir kalabalık "cim bom bom" diyerek içeri girdi ve aralarında "reis" diye hitap ettikleri Sebahattin Şirin'i uzaktan gördüm. Bana çok karizmatik gelmişti. Çünkü o zamanlar hayat çok sığ idi, evden okula, okuldan eve, en büyük eğlence maça gitmek. O zaman ne internet var, ne cep telefonu var, ne Play Station ne CD-DVD var, filmleri Betamax-VHS video kasetlerden bin bir zorlukla temin ediyoruz. Beyoğlu'ndaki Elhamra ile Cevizli'deki 73 ASY dışındaki diğer favori mekanlar. Galatasaray'ı takip etmek hayatımızın en önemli parçalarından biri.

Araya giren askerliğin dönüşünde muhteşem zamanlar başlamıştı. 4 yıllık hakimiyetin üzerine alınan UEFA kupası sonrasında tribünleri tek çatı altında birleştirmek için "Sebo Reis"in önderliğinde 2001 yılında "Ultraslan" isimli tribün grubu kurulmuştu. Güney Amerika ve özellikle Avrupa'da bulunan "Ultras" isimli gruba özenildiğini düşünmüştüm. Milan (Fossa dei Leoni) - Torino (Ultras Granata) - Real Madrid (Ultras Sur) - Olimpik Marsilya (Curva-Massilia) - Roma (Boys Roma) bunlara en önemli örneklerdir. Ama yanılmıştım. Tanımamış olduğuma üzüldüğüm rahmetli "Alpaslan Dikmen"in sanırım en büyük silah olan sevgiyle grubu büyütmüş ve Galatasaray'ın içinde büyüyen bir marka haline gelmişti. Tüm deplasmanlara gidiliyor, kendi sahamızda müthiş koreografiler organize ediliyor, yabancı transferlerinde havalimanı hınca hınç dolduruluyor, tabiri caizse taraftarlığın ve Galatasaray'ın başarılarının hakkı veriliyordu. Bazen gücümüzün yetmediği işlere de kalkışıyorduk, mesela Ali Koç FB'de yönetici olduğunda bir ara kapalı tribün "Koç ürünleri alma - aldırma" isimli bir kampanyaya başlıyordu ki tahminim İnan Kıraç bu hareketi başlamadan önlüyordu. Bugünde "Hürriyet alma - aldırma" kampanyası var ama sanırım çok başarılı olamıyor.

Takip edenler bilir, son bir kaç yazımda sürekli "hırçın ASY seyircisi" tespitim var. Gittiğim son 2 önemli maçta bunu özellikle gördüm. 2-1 kaybedilen sulu FB maçı ile en az 10 kilo fazlası olan Hasan Şaş'ın sonradan oyuna girdiği Hamburg maçı. O günlerde maçlardan ve tribünlerden soğumuştum. Taraftarın takımın üzerinde bu kadar olumsuz baskı yaratmasını doğru bulmamıştım. Çünkü bu günlerde maça giden arkadaşlar o kadar küçük ve toy ki çok basit bir alevlenmede hemen ateş alıyorlar ve parlıyorlar. Bu aralar yönetici - teknik kadro - futbolcu derken herkes nasibini alıyor. Bu da demek ki herkes yanlış taraftar doğru!

Burada devreye girmesini beklediğim "Ultraslan" devreye girmiyor. Ben aklı başında yöneticilerden oluşan bu arkadaşların önderliğinde tribünlerin daha sakin olmasını, protestonun bile adam gibi yapılması taraftarıyım. Bazen teknik direktörü, yöneticiyi göndermek taraftara düşer ama son maçlarda olan aklına geldiği gibi herkese bağırmak (son Manisa maçında Keita lehine bile tezahürat yapıldı!) biraz anlamsızlaşıyor.

Ayrıca Ultraslan manifestosunun da günümüz şartlarına uygun bir biçimde güncellenmesi gerektiğini düşünüyorum: http://www.ultraslan.com/Manifestomuz.asp

Son olarak GS yönetimine de bir önerim var. GS Kulübü ilkleri yapmış olmakla öğünen bir kulüptür ve yönetim kuruluna 1 adet taraftar temsilcisi almalıdır. Bu kişi o dönemin Ultraslan Genel Koordinatörü olmalı ve her toplantıda bulunmalı, diğer üyeler gibi oy kullanmalı ve kararlarda etkili olmalıdır. Bu sayede tribünlerin yönetim tarafından etki altına alınacağını düşünmemekle birlikte tam tersine yönetim üzerinde etkili olunacağını düşünmekteyim.