Ergin Ataman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ergin Ataman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Nisan 2017 Cuma

Basketboldaki Avrupa Kupalarımız...


Türkiye olarak Avrupa Basketbolundan 6 adet şampiyonluk kupasını ülkemize getirdik, gelin beraber hatırlayalım.

İlki hepimiz için efsane olan Efes Pilsen tarafından 1995-96 sezonunda geldi. Tuncay Özilhan başkanlığında ve Aydın Örs yönetimindeki kadroda Petar Naumoski, Conrad McRae, Ufuk Sarıca, Mirsad Türkcan, Volkan Aydın, Tamer Oyguç, Murat Evliyaoğlu, Hüseyin Beşok, Bora Sancar, Mustafa Kemal Bitim, Alpay Öztaş, Erdal Bibo bulunuyordu. İlk maçı Bogdan Tanjevic idaresindeki ve Dejan Bodiroga, Gregor Fucka, Ferdinando Gentile ve Rolando Blackman kadrosuyla Olimpia Milano karşısında kendi sahamızda 76-68 kazanmıştık, rövanşta ise 70-77 kaybetmemize rağmen 1 sayı ile kupayı almayı başardık, bu aynı zamanda tarihimizin ilk kupasıydı, her ne kadar kulüp mecburiyetten ismini değiştirip Anadolu Efes adını alsa da benim jenerasyon için her zaman Efes Pilsen olarak kalacaktır.


2011-12 sezonunda Beşiktaş FIBA Eurochallenge Kupası’nı Debrecen’de yapılan final karşılaşmasında Fransız Elan Chalon takımını 91-86 yenerek elde etmişti. Yıldırım Demirören başkanlığında ve Ergin Ataman yönetimindeki kadroda  Mehmet Yağmur, Barış Hersek, Kartal Özmızrak, Zoran Erceg, Mehmet Ali Yatağan, Adem Ören, Serhat Çetin, Marcelus Kemp, Carlos Arroyo, David Hawkins, Erwin Dudley, Pops Mensah-Bonsu bulunuyordu. Rakipte ise Gregor Beugnot yönetiminde Blake Schilb, Abdul Aminu, Malcolm Delaney, Ilian Evtimov gibi isimler bulunmaktaydı.


2015-16 sezonunda Galatasaray Odeabank Dursun Özbek başkanlığında ve Ergin Ataman yönetiminde Eurocup’I kazanmayı bildi. Finalin ilk maçında deplasmanda 62-66 mağlup oldular ama Abdi İpekçi cehenneminde 78-67 kazanarak şampiyon oldular. Kadroda Blake Schilb, Kutay Akpulat, Errick McCollum, Vladimir Micov, Joey Dorsey, Şafak Edge, Ege Arar, İzzet Türkyılmaz, Stéphane Lasme, Dusan Cantekin, Doğukan Şanlı, Caleb Green, Sinan Güler, Göksenin Köksal yer almaktaydı, rakipte ise Vincent Collet yönetiminde Louis Campbell, Bangaly Fofana, Mardy Collins, Kyle Weems yer almaktaydı.



Bayanlarda ilk kupayı 2008-09 sezonunda Eurocup turnuvasında Adnan Polat’ın başkanı olduğu Galatasaray getirmişti. Finalin ilk maçını Cras Basket Taranto karşısında 67-55 kaybetmiş ama ikinci maçı uzatmada 82-61 kazanarak bayanlar tarihinde yerlerini almışlardı. Okan Çevik yönetimindeki kadroda Işıl Alben, Esra Şencebe, Sophia Young, Seimone Augustus, Marina Kress, Yasemen Saylar, Yasemin Horasan, Korel Engin, Bahar Çağlar, Şaziye İvegin, Tuğba Palazoğlu, Beril Binoğul bulunmaktaydı.


2013-14 sezonunda ise yine Galatasaray bu kez Ünal Aysal başkanlığında ve Ekrem Memnun yönetiminde Avrupanın en büyük kupası olan FIBA Avrupa Ligi kupasını ülkemize getirmişti. Kadrosunda Işıl Alben, Nevriye Yılmaz, Bahar Çağlar, Yasemen Saylar, Şebnem Kimyacıoğlu, Esra Şencebe, Ayşe Cora, Alba Torrens, Sancho Lyttle, Shavonte Zellous, Kelsey Bone yer almaktaydı. Türk Basketbol tarihinde şu ana kadar gelen en büyük kupa olarak bahsedilir.


Son olarak 2016-17 yani bu sezon Yakın Doğu Üniversitesi Eurocup şampiyonu olmuştur. Işık Eyigüngör başkanlığında ve Zafer Kalaycıoğlu idaresindeki takımın oyuncuları Emine Koç, Olcay Çakır, Bahar Çağlar, Gizem Başaran, Berfin Şatır, Sinem Ataş, Elin Eldebrink, Angelica Robinson, Anna Vajda, Yelena Leuchanka, Quanitra Hollingsworth, Essence Carson, Kayla McBride, Courtney Vandersloot şeklindedir.



Kupa getiren tüm takımlarımızı tebrik eder ve bu başarıların her sezona yayılmasını çok isterim.


3 Ocak 2017 Salı

Elveda Euroleague...



Eurolegue’de sezonun yarısına geldik, bu bölümde CSKA Moskova’nın üstünlüğü bulunsa da dışarıda Darüşşafaka Doğuş, evlerinde Fenerbahçe mağlubiyetleri Türk takımlarından çekmeye devam edeceklerinin göstergesidir. En büyük şoku 2012 yılında Abdi İpekçi’de Galatasaray karşısında yaşadıklarını hatırlayalım. Toplama baktığımızda normal sezonun liderliği için en büyük aday durumundalar, elbette Teodosic ve De Colo ikilisinin performansı böyle devam ederse!.


İlk 8 içinde bitirecek takımlar belirginleşmeye başladı. Real MadridPanathinaikosOlympiakosFenerbahçe - Baskonia VitoriaAnadolu Efes - Darüşşafaka buranın adayları, sürpriz için Daçka iner Barça çıkar diyebilirim ama diğerlerinin değişeceğini pek sanmam. Eşleşme için CSKADaçka (Barça), RMA. Efes, FBPana, OlyBaskonia tahminlerim var, finalin bir kulpuna CSKA tutunurken diğerinde RM veya FB olacağa benziyor.

Bu sene 16 takımlı ligi herkes benimsemiş gözüküyor. Patron Jordi Bertomeu maç yoğunluğunu kabul ederken taraftarın oyuncuların antrenman yerine sahada olmalarını istediğini belirtiyor. Fazla haksız olduğunu söylemek yersiz olur, mini bir NBA testi yapıldığını düşünürsek ligde ve eurolegue’de final oynayacak Türk takımı toplamda 82 maça çıkacak ki bu sayının korkunç olduğunu düşünmüyorum.

Eurolegue tarihinde bu sene oynanan lig sistemi bir ilk olurken başka bir ilki Türk takımları başarmış durumda; tarihte ilk kez bir şehirden 4 takım yer alıyor: Efes ve FB direk katılırken, Daçka wild card ile GS Eurocup şampiyonu olduğu için otomatikmen yer aldılar. Seneye durum değişiyor, Efes ve FB yerlerini korurken wild card hiç bir takıma verilmeyecek, Türk takımları Eurocup’ta mücadele etmediği için katılım ihtimali doğal olarak yok.

İlk 8 dışında kalması neredeyse garantilenmiş olan Galatasaray’da işler çıkmaza girmeye başlamış durumda. Geçen seneden kalan yabancılar Vladimir Micov ve Blake Schilb olurken, yerlilerden Sinan Güler ve Göksenin Köksal ile devam edildi. Sene başında transfer edilen Nenad Krstic her ne kadar ses getiren bir transfer olsa da sakatlığı devam etmesine müsaade etmedi ve yerine çelimsiz Tibor Pleiss alındı, yanındaki uzun Deon Thompson verimsiz oynayınca, Austin Daye bekleneni karşılayamayınca uzun pozisyonumuz sadece Alexander Tyus’a kaldı ki performansı vasat civarında seyretti. Forvette geçen seneki yabancılara John Diebler, Emir Preldzic eklendi. Diebler bazı maçlarda selektör yapsa da bir türlü vites yükseltemedi. Emir ise sudan çıkmış balık gibi, halbuki daha iyi performanslarını görmüştük! En büyük sorunu oyun kurucu pozisyonunda yaşadığımız aşikar. Avrupa basketboluna yabancı Russ Smith ile coach kimyasının uyuşmadığı Justin Dentmon arasında sıkışıp kaldık, önce kadro dışılar, sonra aflar derken kendimizi her ikisinin ardından el sallarken bulduk! Russ Smith’in 7 maçtaki görüntüsü çok büyük kayıp olduğunu göstermezken Justin Dentmon’ın 8 maçtaki sahadaki duruşunu kayıp olarak düşünürüm, sayı lideri olması bir anlamda bu görüşü doğrulamakta. Burada Ergin Ataman’a bir parantez açmak gerekir. GS taraftarı olduğunu biliyoruz, ücretinde indirim yapmanı takdir ediyoruz, iddialı takımlarda görev almak istemeni mantıklı buluyoruz ama kendi seçtiğin oyuncularla yaşadığın sıkıntı sonucu oyun kurucu pozisyonumuz Sinan’a kalıyorsa aynaya bakman gerekir. Geçen sene finalde seni nasıl alkışladıysak şimdi de yermenin vaktidir. Yine de kaybedilmiş çok şey yok, bir an önce toparlanıp lige konsantre olman, 2 takviyeyle ligi tepede bitirme şansın var ve kullanmanı bekliyoruz. Şampiyon dahi olsak EL’de yer alamayacağımıza göre gelecek senenin takımını yapmanı da bekliyoruz. Eğer umut görüyorsan Can KorkmazEge ArarOrhan Hacıyeva isimlerinin üzerinde durmanı rica ediyoruz.

Sinan Güler için bir paragraf açarak yazımızı sonlandıralım. Tam bir kaptan gibi davranıyor, üzerine kalan oyun kurucu pozisyonunun karşılığını vermeye gayret ediyor, her şeyden önce takımın geri kalanına liderlik edip savaşmalarını bekliyor; senin gibisi zor bulunur, umarım 2-3 sene daha sözleşme yapılır.

17 Mayıs 2016 Salı

Eurocup Şampiyonu Galatasaray Odeabank!...


Finale kaldığımız belli olduğunda çalışmalara başlayıp biletlerimi 1 hafta önceden garantilemiştim, (ZB’a sonsuz teşekkürler), 2 gün kala da elime geçti ve maç gününü beklemeye başladım. 



Benim tosbiklerle beraber Kadıköy’den yola çıktığımızda tüm yollar sarı-kırmızı renklere bürünmüştü bile, hele Marmaray sanki kulübün resmi taşıma sponsoru gibiydi, bazı seferlerde meşale yakılmasaydı daha eyiydi…


Salonun kapısına geldiğimizde dijital bilet okuyucuların çalışmadığını gördük ve 10-15 dakika bekledik. Bu esnada “Spor Büro” yelekli görevlilerimiz ~10 kişiyi içeriye alıverdi. Tek kapıdan bu kadar geçtiyse 12.500 kişilik salonun neden 15.000'i aştığını daha iyi anlarız! Bildiğiniz üzere pasolig henüz futbol dışında uygulanmıyor ama uygulansa da bu kanal hiçbir zaman kapanmayacak sanırım!


Salona girdiğimizde bir sıkıntı daha başgösterdi; rakip takım beklenenden daha kalabalık geldiğinden ve polis ecnebilerin fazlalık kısmına güzel yer verme telaşına kapıldığından bizim koltuklarımızı tesis etmiş! Neyse ki polisin garantörlüğünde herhangi bir sorun yaşamadan Fransızlarla beraber maçımızı izledik. Bu arada güvenliğin had safhada olduğunu söylemeliyim, bu kadar çok sivil polisi pek görmemiştim!


Koreografi için koltuğumuzda bulduğumuz kırmızı kartonu (bozmadan) borazan yaparak takımlar ısınmaya başladığında ses açma çalışmalarına başlamıştık. Sonradan gördüğümde güzel bir çalışma olduğunu farkettim, Ultraslan yine hakkını vermiş!

Hakemler ortaya geldiğinde protokol tribünü kenarından yükselen tezahürat oldukça keyif vericiydi: Türkiye Laiktir, Laik Kalacak!



Maç başlarken ışıkların söndüğü an telefon flaşları yakıldığında oluşan görüntü yine şahaneydi. Maça fırtına gibi giren takım kupayı ne kadar istediğini gösteriyordu. 



Oyun analizi yapmaya gerek yok, hemen herkes hakkını verdi, videosunu bulursanız Errick McCollum’un ilk basketini izleyin derim, ne kadar istediğini gösteriyor, kelepçe Göksenin Köksal'ın her 2 köşeden gönderdiği 2 üçlük şapka çıkarttırır, Stephane Lasme sezon genelinde olduğu gibi korkusuzca savundu ve hücumda hep vardı, Blake Schilb verimli oynadığında kadrodaki en yetenekli oyuncu olduğunu gösterdi, Vladimir Micov sayı üretme konusunda gününde olmasa da asistleri ile yükü sırtladı, Chuck Davis kazı-kazan’dan çıkan ikramiye gibi herkesi mutlu etti ve kaptan Sinan Güler yüksek yüzdeli ama herşeyden önemlisi inanarak / inandırarak oynadı ve kariyerine önemli bir çentik atmayı başardı.


Arada sponsorumuz Odeabank’a teşekkür etmeyi unutmayalım, karşılıklı kazanmanın iyi bir örneğini yaşayıp yaşattılar.


Son paragraf Ergin Ataman için… 1996 yılında Efes Pilsen Koraç Kupasını kazanırken Aydın Örs’ün yardımcısı olarak parkedeydi. 2002 yılında Montepaschi Siena ile Saporta Kupasını kazanıyordu. 2012 yılında Beşiktaş ile EuroChallange Kupasını kaldırdı. 2016 yılında da Galatasaray Odeabank ile Eurocup kazandığına göre ne eksik kaldı?


5 Eylül 2014 Cuma

Basketbol Dünya Kupası 2014...


Tatil uzayınca yazılar birikti ve gecikti, güncelden başlayalım.

A Milli Basketbol Takımımız nihayet Tanjevic prangasından kurtuldu ve bizden biri başa geldi. Ergin Ataman bu göreve çok ama çok geç layık görüldü, Turgay Demirel'in elindeki alternatifler tükenince pes etti. Gruptan çıkamasaydık otele dönmeden sözleşmesini fesh edeceğinden emindim!

Şu ana kadar oynadığımız 5 maçın 3'ünü kazandık. İlk maçta Yeni Zelanda'yı ciddi farktan geri gelip yendik, ilk maç heyecanı diyelim. 2.maçta son çeyrek hariç ABD'ye karşı harika oynadık ama doğa kanunları devreye girince fark yemekten kurtulamadık. 3.maç Ukrayna'ya karşıydı ve ABD maçının son çeyreğindeki kalitede oynayınca sürpriz mağlubiyet aldık! 4.maçta daha önce bu sayfalarda yazdığım http://sonvagon.blogspot.com/2013/09/basketbol-tarihimizin-en-agr-yenilgisi.html yazıdaki rakibimiz Finlandiya ile oynadık, resmen Petterl Koponen'in hediyesi ile uzatmaya götürüp kazandık. Son olarak dün gruptan çıkmamız kesinleşince ve sadece Francisco Garcia ile mücadele etmeye çalışan Dominik Cumhuriyeti'ni rahat geçip gruptan 2.olarak çıktık.

Şu ana kadar tüm oyuncularımız iyi performans sergiliyorlar ama Ömer Aşık başka bir noktada!

Son 16'daki rakibimiz Avustralya, diğer ihtimaller Litvanya ve Slovenya idi. Bu 3'lünün arasından en makul rakip geldi diyebiliriz. Rakibe maç içinde bir kahraman yaratmasına izin vermez ve biraz dikkatli olursak her periyot 1-2 sayı önde kapayacağımızı düşünüyorum.

Bizimle beraber Sırbistan - Yunanistan ve Brezilya - Arjantin maçları zevkli geçecektir. Ülkelerin yanlarındaki rakamlar dünya sıralamalarındaki yerlerini ifade eder.

Dominik Cumhuriyeti
26
Slovenya
13
ABD
1
Meksika
24
Yeni Zelanda
19
Litvanya
4
Türkiye
7
Avustralya
9
Fransa
8
Hırvatistan
16
İspanya
2
Senegal
41
Sırbistan
11
Yunanistan
5
Brezilya
10
Arjantin
3

Çeyrek final tahminim ABD - Slovenya, Türkiye - Litvanya, İspanya - Fransa, Sırbistan - Arjantin şeklindedir. Yarı finali ABD - Türkiye, İspanya - Arjantin oynayabilirler, finalde ABD'nin rakibi Arjantin olursa şaşırmam!

12 Mayıs 2014 Pazartesi

Ergin Ataman röportajı...


11 Mayıs 2014 tarihinde Ergin Ataman Galatasaray Basketbol Şubesi medya ekibine bir röportaj verdi, tamamı aşağıdadır. Mümkün olsaydı "bu sene Boniface Ndong'u kadroda görmek ister miydin?" sorusunu sorardım.

Montepaschi Siena’nın eski başkanı Fernando Minucci’nin vergi kaçırması nedeniyle Montepaschi Siena’nın faaliyetlerini durdurması ve gelecek sezon beşinci ligden ilerlemesi konuşuluyor. Bu durumda İtalyan ekibinin Euroleague A Lisansı’nın da ellerinden alınması gündemde. A Lisans için Avrupa basınında da Galatasaray Liv Hospital’in ismi çok sık geçiyor. Siena’da önemli işler başarmış bir isim olarak bu durumu nasıl yorumluyorsunuz?

Siena’nın içine düştüğü durum üzücü. Benim gibi Siena tarihine mal olmuş, o tarihin başlangıcını yapmış bir insan için hakikaten çok üzücü. Çünkü son 10 yılda Siena, Avrupa basketbolunun en parlak çıkışını yapan kulüp oldu. Fakat ana sponsoru olan Montepaschi’nin, İtalya’nın yaşadığı ekonomik krizden en fazla etkilenen kurum olması ve oradaki bir takım aksaklıkların da takıma yansıdığını ve bunun sonucunda da, Siena’nın çok mağdur olduğunu düşünüyorum. 
Bugünkü konumda Siena’nın ligden ihraç edileceği söyleniyor. Siena A lisansını kaybetse de bu bence çok önemli bir şey değil. Bugün Euroleague’in amacı neydi? Avrupa’da NBA modeli bir basketbol ligi yaratmaktı. Nitekim bunu da başardı. Herkesin izlediği ve değer verdiği bir lig haline geldi. O zaman bu ligde Avrupa’daki basketbola en fazla yatırım yapan, en çok ilgi duyulan, en çok taraftarı olan, atmosferi en güzel, en organize kulüplerin olması gerekiyor. Baktığımız zaman Galatasaray bunlardan bir tanesi. Hem organizasyonuyla, hem 25 milyon taraftarıyla, Galatasaray taraftarının basketbola olan ilgisiyle, Euroleague maçlarında yaratılan atmosferle, kulübün idari yapısındaki ciddiyetle, Galatasaray’ın aynı zamanda Barcelona ve Real Madrid gibi ciddi bir futbol kulübü olmasıyla ve hepsiyle birlikte Galatasaray Liv Hospital’in bu sezonki performansıyla Euroleague’in en iyi 8 takımı arasına girmesini topladığımız zaman Siena’nın A lisansını kaybetmesi önemli değil. Zaten mantıken Galatasaray’ın Euroleague’in daimi kulüplerinden birisi olması gerekiyor. Euroleague’in lisans kriterlerinde daha esnek olması lazım. Bu açıdan Galatasaray’ın Euroleague’de A lisansı ile yer almasının Galatasaray basketboluna çok şey kazandıracağını ama Galatasaray’dan da daha fazla Euroleague’in marka değerini arttıracağını düşünüyorum.

Beşiktaş Milangaz sezonunu bir kenara bırakırsak genellikle takımlarınızda iki durum gözleniyor. Ya ligi domine edip Avrupa’da zorlanıyorsunuz, ya da Avrupa’da çok önemli işler yapıp ligde vites düşüklüğü yaşıyorsunuz. Bu durumu yabancı kuralıyla ne kadar ilişkilendirebiliriz?

Euroleague o kadar zor ve Avrupa’nın en iyi oyuncularının oynadığı bir lig haline geldi ki takımlarda yabancı sınırlaması diye bir şey yok. Avrupa’da AB vatandaşlarına serbestlik var. En basit örneği için Barcelona serisine değinmemiz yeterli olacak. Onlarda sadece üç tane İspanyol vatandaşı bulunuyor. Yabancı oyuncularının hepsi üst düzey oyuncular. Türkiye’de de üst düzey oyuncular var ama Galatasaray Liv Hospital, Anadolu Efes ve Fenerbahçe Ülker’e dağılıyor. Ayriyeten Türkiye’nin en üst düzey oyuncuları NBA’de forma giyiyor. Yabancı kuralı Türk takımlarını Euroleague’de çok zorluyor. Sezon başında transfer yaparken bile bunu düşünerek planlama yapıyoruz. Barcelona’daki gibi tüm yabancılarını üst düzey alamıyorsun. Çünkü bir tanesi 12 kişinin dışında kalacak. Diğer ikisine maksimum 20 dakika süre verebiliyorsun. Bu da takımların dengesini bozuyor. Böyle olduğu zaman bir tercih yapmak zorunda kalıyorsun. Biz bu yıl kadromuzu Euroleague odaklı oluşturduk. Lige dönünce, 3+2 kuralından dolayı bazı zorluklar oluyor. Ben önümüzdeki günlerde Avrupa’daki diğer federasyonların uyguladığı sisteme entegre olacağını düşünüyorum. Bu hem ligin kalitesini, hem oynanan basketbolun kalitesini hem de Milli Takım’a gelecek olan oyuncuların kalitesini yükseltecektir.

Altın jenerasyon olarak bahsedilen 95-96 oyuncularını bir araya toplayıp, VTB tarzı bir ligde oynatmak gibi bir hedefiniz vardı…

Böyle bir projem var. Tek çözüm bu. Büyük takımlarda oyuncu yetiştirmek kolay değil; orada hedef, kazanmak üzerine kurulu. Genç oyuncuların kazanacak anları oynamaları için de dakika almaları gerekiyor. Bu altın jenerasyonun tek bir takımda toplanıp üst düzey bir ligde yer almaları en ideal proje. Şartlar nasıl olur, kulüplerin buna yaklaşması ne olacak hepsini göreceğiz. Bundan en fazla faydalanacak olan da kulüpler olacak. Bir yıl belki oyuncusundan yararlanamayacak ama döndüğü zaman çok daha tecrübeli ve üst düzey bir oyuncuya sahip olacaklar.

Bu sezon da iki farklı kadro ve iki farklı sistem kullandınız. Sezon başında daha çok bireysel yeteneklere bağlı bir görüntüdeyken tüm hücum planını ikili oyun üzerine kurdunuz. Bu geçiş istediğiniz verimlilikte oldu mu?

Bu geçiş kolay olmadı. Sezon başında kadroyu kurarken her yönüyle oynayabilecek bir takım planlamıştık. Pota altında Jawai’nin hem ikili oyun yeteneğini, hem de sırtı dönük özelliğini kullanmak istiyorduk. Onun olmayışı pivot pozisyonundaki avantajımızı yok etti. Aynı şey Ersin Dağlı için de geçerli. 4 numarada da Ersin’in sırtı dönük özelliğinden faydalanamadık. Diğer tarafta perde çıkışları, şütör oyununu oynayabilecek iki oyuncumuz vardı. Henry Domercant ve Manuchar Markoishvili. Markoishvili de sezonun büyük bir bölümünde bizle yer almadı. Henry Domercant’ten ise bir türlü istediğimiz verimi alamadık. Sakatlığından dolayı forma giremedi. Elimizdeki tek formül olarak ikili oyunlar kaldı. Bizim Furkan ve Bonsu gibi içeri hızlı devrilen uzunlarımız var ama sırtı dönük oyunları fiziklerinden dolayı diğer uzunlara karşı zayıf. Arroyo ve Ender gibi ikili oyunları çok iyi oynayan kısa oyuncularımız var. Zoran Erceg ikili oyunlarda dışa devrilip şut tehdidi oluşturmasıyla diğer uzunu yukarı çekerek bize alan açabiliyor. Bu yüzden tüm hücum planımızı ikili oyunlara yıktık.

Euroleague sonrasında takım beklediğiniz seviyede mi?

Biraz memnuniyetsizlik var. Benim en sevdiğim tarz, sahada 40 dakika boyunca istikrarlı oynayan takımlardır. Biz bu sene Euroleague maçlarında bunu başardık. Kazandık veya kaybettik ama istikrarımız hep vardı. Bilhassa büyük maçlarda bu karakteri gösterdik. Fakat Beko Basketbol Ligi’nde de bolca iniş çıkışlarımız var. Maçın içinde 10 sayı öne geçip 10 dakika sonra 10 sayı geride olabiliyoruz. Temel sorun kenardan giren bazı oyunculardan yeteri kadar katkı alamamamız. Ben hepsini kazanmaya çalışıyorum çünkü Play-Off’ta hepsine ihtiyacımız var. Onları kazanmaya çalışırken de bazen maçın kontrolü elimizden kaçabiliyor. Beko Basketbol Ligi’nde çok çalkantılı bir sezon geçirdik. İyi oynadığımız maçlar oldu. Evimizde oynadığımız Fenerbahçe Ülker ve Anadolu Efes maçlarını bunlara örnek gösterebilirim. Geçen yıl Galatasaray sahaya çıktığında daha ilk periyot maçı kazanacağını rakibe hissettirirdi. Euroleague’de oynamıyorduk ama öyle bir görüntümüz vardı. O özgüven ve tempomuz sayesinde ikinci devrede sadece bir maç kaybettik. Şimdi bu seneki istikrarsızlık beni zaman zaman mutsuz kıldı ama önümüzde Play-Off maçları var. Artık her maça ayrı ayrı bakacağız. Artık oyuncu kazanmayı değil maçı kazanmayı düşüneceğiz.


Takımda Arroyo’nun ipleri eline aldığından bahsetmemiz mümkün. Onun yanına bir tamamlayıcı oyuncu çıkarabilseydik işlerin daha da iyi olacağını düşündünüz mü?

Zaman zaman Arroyo’nun yanında oynayan tamamlayıcı parçayı çıkarmayı başardık. Jamont Gordon’un yokluğunda Ender Arslan bize çok önemli katkılar verdi. Sinan belirli zamanlarda iyi işler yaptı. Şu noktaya katılıyorum: Arroyo dışında sürekli olarak takımı sürükleyecek başka bir dış oyuncu olmadı. Bizim orada beklentimiz geçen yılki gibi Jamont Gordon ve Manuchar Markoishvili’ydi. Bu sezon Gordon’u hiç kullanamadık, Markoishvili’yi de son dönemde kullanmaya başladık. Onun katkısından da son derece memnunuz.

Konu sakatlık geçiren oyunculara gelmişken; “Şu olsaydı daha rahat olurduk” dediğiniz oldu mu?

Açıkçası bu çok zor bir soru. Hepsinin takım için ayrı ayrı, önemli rolleri var. Jawai olsa pota altında fizik gücü çok daha yüksek bir takım olurduk. Mesela Maccabi maçlarında Schortsanitis’in savunmasında daha farklı bir plan yapardık. Sofo’yu durdurmak için içeri gömülmek zorunda kaldık ve böylece Maccabi’nin dış atıcıları başarılı oldu. Jawai olsa ona karşı fiziksel olarak da cevap verebilirdik. Jamont Gordon olsa delici bir gücümüz olacaktı. Oyun içinde bazen kilitlendiğimiz, sadece Arroyo’nun eline baktığımız zamanlar oldu. O anlarda Jamont’u aradığımızı söylemeliyim. Markoishvili’nin ne kadar önemli bir parça olduğunu Markoishvili döndükten sonra anladık. Ersin Dağlı’nın da ne kadar önemli bir oyuncu olduğunu şimdi Play-Off’ta göreceğimizi düşünüyorum. Çünkü Türk oyuncu rotasyonunda bizim için çok değerli bir parça. O yüzden tek bir isim söyleyemeyeceğim. Sakatlıklardan çok ciddi zararlar gördük.

Ersin Dağlı ve Markoishvili’nin geri dönüşleri hakkındaki yorumlarınız neler?

Markoishvili döner dönmez etkisini gösterdi. Kuban maçında 19 sayı kaydetti. Ersin Dağlı’yı planlanandan daha erken döndürdük. Ameliyat sonrası bir komplikasyon olmuştu Ersin’in ayağında ve dönüş süresi uzamıştı. Biz onu biraz zorlayarak sakatlıktan erken dönmeye çalıştık. Bu Ersin’de biraz tereddüt oluşturdu. Oynamaya ayağındaki kırık tam olarak iyileşmeden başladı. Yaşı da ilerlemiş bir oyuncu. Hem uzun oyuncuların fiziksel olarak forma girmiş olması biraz daha zor bir durum. Bir dönem hakikaten çok formsuzdu Ersin Dağlı, ancak şimdi grafiğini yukarı çekti diye düşünüyorum. Özellikle ligdeki son maçında eski günlerindeki gibi oynadı. Bu durum bizim için oldukça önem teşkil ediyor.

Engin’in sakatlık sonrası verdiği reaksiyon için ne düşünüyorsunuz?

Engin sakatlıktan döndüğünde bize gerekli güveni vermedi. İlk turda Bayern Munich deplasmanında Engin’i ilk beşte başlatmıştık. Fakat hazır olmadığını gördük. Böyle olunca da rotasyonda çok geri plana düştü. Bu dönemde bir daha sakatlandı. Başka bir sakatlığı nüksetti. Geri plana düştü böylece. Onda da son haftalarda önemli bir yükselme görüyorum. Play-Off’ta sürpriz bir opsiyon olarak kendisini kullanabiliriz.


Kariyeri boyunca yumuşak bir stili olan Zoran Erceg bu yıl bazı deplasmanlarda çok önemli işler yaptı. Sizin ondan beklediğiniz sertlik kıvamına geldi mi?

Erceg sezona oldukça kötü başladı. Sonra bir toparlanma dönemi geçirdi. Zaten istatistiklere de baktığımızda Euroleague’den sonra Arroyo’dan sonra verimlilik puanı en yüksek oyuncumuz oldu kendisi. Erceg bu. Benim istediğim sertlik kıvamına gelmesi zaten mümkün değil. Uzunlarda teknik özellikler ön plana çıktığı zaman fiziksel ve atletik özellikleri düşer. Hepsini yapanlar da zaten NBA’de forma giyiyorlar. Erceg’de benim istediğim düzeyde sertlik olsa NBA’de 10 milyon dolarlık oyuncu olur. Zaman zaman çok flaş maçları oldu. Şu andaki performansından memnunuz. Oyuncuları iyileştirmeye çalışırken onları olduğu gibi kabul etmeniz lazım. Sürekli eksik yönlerini gördüğünüz zaman oyuncular daha kolay demoralize oluyor.

Furkan’ın gelişimini nasıl değerlendirirsiniz?

Furkan bu sene basketbol bilgisini ve hücum yönünü çok geliştirdi. Evet, belki güçlü bir post-up oyunu yok ama dediğiniz gibi ikili oyunlarda çok hızlı devrilip pozisyonları bitirme ve yardım geldiği zaman pas özelliğini geliştirdi. Ribaund konusunda da kendini çok fazla geliştirdi. Hücum ribaundlarında da Avrupa’nın en önemli isimlerinden birisi bana göre. Stelmet Zielona Gora ve Zalgiris Kaunas maçlarındaki hücum ribaundlarına baktığımızda da bunu görebiliriz. Gelişiminden oldukça memnunum. Furkan teknik bir oyuncu değil. Fiziksel olarak güçlü olduğu zaman, Furkan çok büyük katkılar veriyor.

Macvan sezon başında “Gönderilebilir” raporu verdiğiniz bir isimdi. Sakatlıklarla bir anda kilit bir parçaya dönüştü. “İyi ki kalmış” dediğiniz oluyor mu?

Macvan iyi bir profesyonel. Sezon başında o pozisyona Zoran Erceg’i transfer ettiğimiz için Macvan’dan vazgeçmiştik. Ancak o kalmak istedi. Ligde oynamasa bile Euroleague’de takıma faydasının dokunacağını düşünüp kalmak istedi. Biz de tanıdığımız bir oyuncu olduğu için onu kadroda tuttuk. İyi ki de kadroda tutmuşuz. Çünkü bu sakatlıklardan sonra Macvan özellikle Euroleague’de çok önemli katkı verdi. Ersin’in dönmesiyle Markoishvili’yi yeniden lig kadrosuna dâhil etmemiz gerekti. Macvan ve Markoishvili arasında bir tercih yapmamız gerekti. Biz tercihimizi Markoishvili’den yana kullanmak durumunda kaldık. Yabancı kuralı olmasa ya da yabancı seçimlerimizi belirleyebiliyor olsak Play-Off’ta oynayacak altı isimden biri Macvan da olabilirdi. Milan Macvan iki yıl boyunca Galatasaray’a çok olumlu katkılarda bulundu. Geçen yılki şampiyonlukta, bu yılki Euroleague’de yaşadığımız büyük başarıda emeği olan bir isim. Kontratı bu yıl bitiyor, sezon sonunda oturup konuşacağız.

Play-Off’ta ilk turda rakibiniz Beşiktaş İntegral Forex. İstediğiniz bir rakip miydi?

Bir tercih yapmam gerekse oldukça zorlanırdım. Pınar Karşıyaka bizi bu yıl kendi evimizde yenerken, Beşiktaş İntegral Forex de Akatlar’da bizi mağlup etmeyi başarmıştı. Beşiktaş ligin ikinci yarısının flaş ekiplerinden bir tanesi. Özellikle Bajramovic geldikten sonra takımın oyun sistemini değiştirdi Ahmet koç. Iverson’ı daha az kullanıp şutu olan üç uzunla oynuyor. Lofton eski skorer kimliğine büründü. Mehmet Yağmur’u devreye soktular. Bence en önemli noktalardan biri de bu. Mehmet çok iyi iş yapıyor. Diğer tarafta da Pınar Karşıyaka, Türkiye Kupası’nı kazandı. İyi oynayarak bunu başardılar. Büyük maçlarda çok iyi oynuyorlar. Fenerbahçe Ülker ile bu sezon oynadıkları üç maçı da kazandılar. Tercih yapacak bir seçeneğimiz yoktu. Kısmet. Bizim için önemli olan saha avantajını kaybetmemekti. Nitekim son dört maçımızı kazanarak ilk turda saha avantajını elde ettik.

Ev sahibi konusuna girmişken, ilerleyen turlarda ev sahibi avantajı rakiplerinizde olabilir. Bu sizin için önemli bir handikap mı?

İlk turda ev sahibi olmak güzel bir deneyim. Ben şu anda sadece Galatasaray Liv Hospital-Beşiktaş İntegral Forex serisini düşünüyorum. Çok ciddi bir takımla eşleştik. Şu anda saha avantajımızı kullanalım, daha sonraki turlarda ev sahibi olmazsak bunu nasıl minimize edeceğimize bakarız.

Son 20 senede dördüncü sıradan girip şampiyon olan Beşiktaş Milangaz takımı var. Bir kez de üçüncü sıradan Play-Off’a giren takım şampiyon olmuş. 18 senede ilk ikideki takımlar şampiyon olmuş. Three-peat yapabilme ihtimaliniz ekstra motivasyon yaratıyor mu?

Benim üst üste şampiyon olayım, three-peat yapayım diye bir derdim yok. Elimizde çok iyi bir kadro var. Tüm konsantrasyonu Play-Off’a yönelmiş bir kadro var. Biz bu kadroyla da şampiyon olmak istiyoruz. Bugün şampiyonluk iddiası olan her takım kadar biz de iddialıyız. Söylemem gerekir ki normal sezon sıralamasının çok da belirleyici olmadığını düşünüyorum. Baktığımız zaman Beko Basketbol Ligi’ni 2,3 ve 4. sırada bitiren takımların çok ciddi bir Euroleague mesaisi oldu. Yıpratıcı bir Euroleague dönemi geçti. Şu anda da herkes lige konsantre olmuş durumda. Ben bu üç takımın da çok ciddi şampiyonluk adayı olduğunu düşünüyorum. Banvit müthiş bir sezon geçirdi, zaten geçen yılın finalisti. Keza Beşiktaş İntegral Forex, Pınar Karşıyaka, Uşak Sportif ve Tofaş da her an sürpriz yapabilecek kalitede ekipler.

17 Aralık 2013 Salı

Galatasaray LH - Fenerbahçe Ülker basketbol maçı üzerine...


Obradoviç'in ülkemize gelip sihirli bir değnek eşliğinde şampiyonluğu alıp gideceğini düşünenler 9 Aralık akşamı yanıldıklarını anlamışlardır. Galatasaray Basketbol Takımı bu sezon yaşadığı talihsizleri muhtemelen tüm takımların toplamı sezon boyunca yaşamamıştır. Fakat uygun bütçe yaratılarak Ergin Ataman'ın nefes alması sağlanmış ve O'da gereğini yaparak baş aşağı giden ekibini önce toparlamış sonra da yavaş yavaş yükselmesini sağlamıştır.



Bu maç özeline geçecek olursak taraftarı ilk sıraya koymak gerekir. Yine harikaydılar, yine muhteşemdiler, tebrik etmenin yanında söz söylemek anlamsız olur.


Ender performansıyla bu maç için 10 numara büyük numara giymiş, bu kadar kısa sürede "majestelerini" anımsattı.


Furkan Aldemir günü geldiğinde NBA'ya gidecektir ve şimdiden üzülmeye başlayabiliriz!


Macvan gerektiğinde TIR gibi olabildiğinde bize yine göstermiştir.


Pops Mensah-Bonsu'nun tam aradığımız tarzda olması ve hazır / uyumlu çıkması büyük şans! Tabii ki şans değil; Ergin Ataman!


Lütfi Arıboğan'ın resimdeki vakur duruşu olması gerektiği gibidir!

Rövanşı da kazanıp fişi çekeriz zannımca...

14 Ocak 2013 Pazartesi

Galatasaray - Polkovice ve Galatasaray - Unics Kazan maçlarına dair...

Aynı gün 2 Avrupa kupası maçını yakalamışken kaçırmak istemedim. Hem de bahanayle kardeşimi @burcinbadem görmek iyi olacaktı J

Galatasaray Bayan Basketbol Takımı, CCC Polkovice’yi konuk ederken tribünlerde yaklaşık 3.000 dolayında seyirci vardı. Hem havanın aşırı derece soğuk olması hem de 18:00 gibi işten çıkıp gelecekler için erken bir saat olması ilgiyi düşük tuttu. Buna rağmen maça iyi başladık. Nevriye ve Fowles’ın yokluğunda tek uzunumuz olan Wauters ile pota altında etkili olduk, Lyttle pek iyi başlamasa da toparladı ve ilk yarı iyi bir fark yakaladık. Uzun bir aradan sonra Alba’yı parkede görmek benim içimi ısıttı J İkinci yarıya iyi başladık ve fark bir ara 15 sayıya kadar yükseldi. Takımda gözle görülür bir rahatlama sezinlediğim anda disiplini elden bırakmayan ve Palau ile organize olan Polonya ekibi farkı eritmeye başladı. 3.çeyrekte dikkatimi çeken bir olay yaşandı. Alba Torrens set yerleşmeden şut kullandı ve kaçırdı. Bunun üzerine Ekrem Memnun yaklaşık 30 saniye boyunca ellerini iki yana açarak gözlerini Alba’ya dikti ve hareketsiz kaldı. Belli ki tepkiliydi ve yerine oturarak 1 dakikayı da bu şekilde geçirdi. Basketbolda bazı anlarda göz göze anlaşmaların yaşandığını biliyorum ama bu bana çok uzun geldi, benden çok daha iyi takipçiler bu pozisyonu daha iyi yorumlayabilirler. Sayı farkının azalmasıyla son periyotta çekişme had safhaya çıktı. Nijeryalı Ogwumike 1 kez denediği üçlükte başarılı oldu ve maçı kopardı. Bana göre kaybetme sebebimiz 3.çeyrekteki rahatlık ve Wauters dışında uzunumuzun olmamasıydı.
Günün 2.maçında Galatasaray Medical Park Unics Kazan’ı konuk etti. Tribünlerdeki seyirci sayısı ~8.000 civarına yükselmiş ve oldukça ateşli bir topluluk vardı. Arroyo’nun da katılımıyla genel kanı kadro olarak eksiğimiz gözükmüyordu. Cenk (2 üçlük) ile iyi başlayan takımımız devre biterken Macvan’ın sakatlıktan dolayı taktığı maske yüzünden pota altında etkisiz kaldı. Ndong o ana kadar başarılı gözükse de 2.yarı oldukça yoruldu ve basit birkaç topu ezdi. Bu arada Erwin Dudley (Ersin Dağlı) bence oldukça başarılıydı. Oldukça yüzdeli oynadı ama Hawkins gibi güçlü olmadığı için yorularak basit hatalar yapmaya başladı. Maçın bence önemli bir noktası Ender Arslan, Furkan Aldemir ve Engin Atsür gibi milli oyuncuların sayı atamadan tamamlamasıdır. Bir diğeri ise son periyotta 5 oyuncumuzun da yabancılardan kurulu olmasıydı. Ergin Ataman’ın da “trip” konusunda Ekrem Memnun’dan aşağı kalır olmaması dikkat çekiciydi.
Her iki takımımızda önemli mağlubiyetler aldı. Ve sanırım Avrupa’da kupa bu sezon gelmeyecek gibi!