-
Tribünlerdeki ~45.000 seyirci oldukça mutluluk
verici sayıdaydı. Zaten Saraçoğlu en başarılı milli maç stadımız, 11.maçımızda
8.galibiyeti aldık, %73 ciddi bir oran!
-
Maçın sonundaki minik Burak protestosu dışında
ilk defa kulüpçülük yapılmadığını gördüm, hele Kadıköy’de Galatasaray’lı bir
oyuncu için defalarca lehte tezahürat yapılması şaşırtıcıydı, buna hemen bir
komplo üretmeliyiz…
-
Ben olsam yine de bu kadar çok “Selçuk İnan”
tezahüratı yapmazdım ve yapmadım da!
-
Kırmızı kart pozisyonuna uzaktaydık, tekrardan
izlediğim kadarıyla karar doğru ve maç bu dakikada Estonya adına bitti…
-
Özellikle ilk yarıda olmak üzere maçın en iyisi
bence Mehmet Topal’dı. Orta sahanın her yerindeydi, pres yaptı, ikili
yardımlara gitti ve en iyi yaptığı işi yaparak bolca top kaptı. Yine uzaktan
şutlarını denedi ama kötüydü, günün birinde öyle bir gol atacak ki muhtemelen
şapka çıkaracağız! Belki de maçtaki tek hatası Semih sakatlanıp dışarı çıkınca
tek kalan Ömer’e destek olamadı ve dengesiz yakalanan savunma topu kaptırarak kalemizde
tehlike yaşandı.
-
Emre iyiydi, kulübünde oynamamasına rağmen 60
dakika “didindi”, ceza sahasına girerken yaptığı “slalomlar” sonuç getirseydi
bugün birkaç gazete “Lionel Emre” başlığıyla çıkardı! Bir de topu aldığında
ekseni etrafında dönmeyi bıraksa diyeceğim ama ben de sigarayı bırakamıyorum!
-
Emre’nin attığı golden sonra sevinmeyenlerden
biri de Selçuk’tu. Isındığı için ayaktaydı ama gruba katılmadı. Emre’de Selçuk’un
golüne fazla ilgi göstermedi, sizce buradan bir komplo çıkarabilir miyim?
-
Defans fena değildi, Tolga’nın yaptığı hata da
yürekler ağzımıza geldi. Semih maçı beraber izlediğim Engin abimi haklı
çıkarırcasına birkaç riskli iş yapsa da çabuk ısındı. Ömer bence çok iyi,
bonservisi neyse verip Ujfa / Cris sorunlarını kökten çözebiliriz. Gökhan ve
Hasan Ali ilk yarıda iyilerdi ama 2.yarı biraz yoruldular. İlk yarının son
dakikasındaki pozisyondan sonra Gökhan’a birisi “sol dış” vuruş stili olduğunu da
hatırlatmalı! Hasan Ali 2.yarı hücumda doğru pozisyon olmakta zorlandı.
-
Arda olgunluğa doğru gidiyor, takım genelde
ortanın ortasında veya biraz önünde yönetilir ama Arda bu işi kanatlarda
yaparak enteresan işlere imza atıyor, ben kendisinden bu sene sonunda transfer
bekliyorum!
-
Sercan ilk yarı açıkta “üşüdü”, ne top geldi ne
de almak için çaba gösterdi. 2.golün asistini yaptıktan sonra çıkması da
enteresan oldu. Umut çalışkandı, Fransa’da unutulmaya yüz tutmuşken geri
dönmesi ve rakipleri boş geçmemesi kendisini milli takımda da “demirbaş” yapar.
Burak çok didiniyor, deniyor, çabalıyor ve bu özellikleri ile sonuna kadar
forma bulacağa benziyor. Arada birkaç gol de sıkıştırırsa bekleneni vermiş
olur.
-
Selçuk’un oyuna girdikten birkaç dakika sonra
golü atmasına spor basını kısa metraj film çeker. Ama golden sonra Selçuk yoktu,
başkaca aklımda kalan sadece frikik pozisyonu oldu.
-
Abdullah Avcı için çok şeyler söylendi ama ben
kararına saygı duyulması gerektiğine inanıyorum. Kendisinden tecrübelilerden
tavsiye alması ve saygıyla dinlemesi gerektiğini de bilmesi gerekir. Gerek
Hollanda maçından sonra “Hollanda’da da x, y, z yoktu” demesi, Estonya maçı
öncesi “tahta – tebeşir” söylemleri kendini koruma çabası içine girdiğini
gösterir ki hiç gerek yok!
-
Son konu “milli forma”. Milli maçlarda kulüp
forması görmekten sıkıldım. Bu iş bedava forma dağıtmakla olmaz. Çağırırsın 3
kulüp başkanını, “belli tarihlerde bana merkez mağazalarınızda 20m2 yer
vereceksiniz ve milli forma satacaksınız dersiniz” olur biter. Farklı sponsorlar
da bu işe “milli” açıdan bakıp ses çıkarmaz ise hep özendiğimiz güzel
görüntüleri yaratabiliriz…
-
En son konu da milli tezahürat! Ya adam gibi bir
yarışmayla beste yaptıralım ya da sus pus oturup çekirdek çitleyelim, “milli
takım gol gol gol” neyin nesi!

