21 Nisan 2012 Cumartesi

Türk Sineması 3.11 - Parmağın Bastığı Yer

Tarih ilk kurşunu atanların - bazen de yiyenlerin - hikayeleriyle dolu. Hasan Tahsin'in hikayeleri anlatılır İzmir'de; İkinci Dünya Savaşı denilen savaşın "asli olmayan" sebebi olarak eceliyle kapıları açan Franz Ferdinand ismi çınlar kulaklarımızda - ki kendileri sonraları bir müzik grubuna da isim babası olmuşlar"larlar"dır. Hatta Franz'a atılan kurşun karısı Sophie'yi de öldürmüş, eylemin faili Gavrilo Princip tarihin tozlu sayfalarına unutulmaz bir kötü adam olarak patates baskıyla not edilmiş idi - halen de ismi orada durmakta.



Sözümün gideceği yerde Gavrilo'nun parmağı yok - hatta kurşun da yok işin ucunda. Bugün bir akımı inceleyeceğiz demek istemiştim yıllarca - bugün sayın okurlar bu arzumun gönüllü kurbanları olacaksınız.

Bugün işleyeceğimiz konu: "O yaparsa ben de yapabilirimizm."

İlk kurşunu kim attı - bu akımın babası kim bilmiyorum - bu akım kullandığım tabiri hoş görün, annesinin ve babasının varlığından utandığı bir piç gibi türk kültür dünyasının tam orta yerinde duruyor. Hani her ergen bir konserde veya bir film seyrederken - ben de yaparım nan, ne kadar zor olabilir ki? - tarzı bir içsel hezeyan yaşamıştır ya: Bazılarımızın işte bu hezeyanları aksiyona dönüştürecek motivasyonu ve maddi gücü olunca ve de ortaya konan ürünlerin ortak yönleri daha çok üslup açısından değil de noksanları konusunda olunca: bazı bazı bir takım filmler peydah oluyor
Ortak paydaları da ürünün özniteliklerinden ziyade yapılış sebepleri ve koşulları olan bir takım küçük filmler - Emrah koş...



Şöyle de örnekleyebiliriz durumu, yeni gelen seyircilerimiz için. Teoman bey, x lök diye filmini orta yere bıraktıysa ben de yapabilirim diyip film çekmeye niyetlendiğinde - bir diğer kişinin x'i kendisi oluyor.

İlk kurşunu kim attı bilmiyorum ama bu vehamet zinciri Tuna Kiremitçi'yi bulduğunda da insan artık - abi bir durdurun şu treni inecek var- inemesem atlayacak var - atlayamasam ölecek var; yeter artık diyor.

Diyeceksiniz ki bırak çeksinler çocuklar- siz de haklısınız, hobi olarak gene çeksinler - desem de zaten büyük ihtimalle hobi olarak çekiliyor bu filmler - haliyle argüman kendini çürütecek;

LAKİN:
Yoldaki trafik kazalarının yarattığı merak nedeniyle trafik sıkışıklığı yaşanan bir neslin çocuklarıyız, her tür kaza bizde merak uyandırır (meraklı kalabalık fenomeni) , her görmediğimiz şeyi denemek - bir başkasının tadına bakmak isteriz. Sırf bu yüzden olsa gerek - çektiğim karın ağrısının haddi hesabı yok - hani çekiyorsanız da lütfen yayınlamayın - yayınlıyorsanız da arkadaşlarınıza verin sadece.




Bir gün ben de komikli videoyla piyasaya çıkıp - mahzun çektiyse tuna çektiyse her üç ergenin birinin komikli videosu varsa ben de çekerim dersem, lütfen filmimi seyretmeyin - seyrederseniz de paylaşmayın, paylaşırsanız da lütfen klip yapıp youtube'a koymayın, hadi onu yaptınız korsan vcd'sini alın orijinal almayın - en olmadı kuşları korkutsun diye balkona asarsınız.

Yoksa eylediğim filme tanık olanların akıbeti de Franz'ın Sophie'si gibi olacak.

Gavurlar Collateral Damage derler, ben sütlü* diyorum.

"Ooo sütlü"leriyle meşhur arkadaşım Can'a selam olsun.



*sütlü: "bir sokak" dilinde sessiz ama kokulu osuruk.

1 yorum:

Adsız dedi ki...

nu neyin kafası?(at kafası?)